Another great RocketTheme Joomla Template brought to you by the RocketTheme Joomla Template Club.

Sponsor


Sanata Saygıyla

GİRİŞ FORMU






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol
ANKARA VİP LİFE ROPÖRTAJI

Sample ImageGönüllerin Dili
“Türk Sanat Müziği”

 

Artan bir hızla yozlaştırılan ve kirletilen yaşamlardan şikayetlenerek özgün değerlerimizi sahiplenen insanlarımızla; Türk Sanat Müziğimize kişiliği, sesi ve müzikalitesiyle yıllardır katkılar yapan, müziğe gönül vermiş onlarca insanı yetiştiren bir değeri, Hasan Eylen’i, satırlarımızda buluşturmak istedik...

Hasan EYLEN kimdir, bize anlatır mısınız?


Çocukluğum annesiz ve babasız geçtiği için ben İzmit’te dayımın yanında büyüdüm. Bu nedenle nağmelerde hiç tanımadığım babamı, küçük yaşta ayrılmak zorunda kaldığım annemin sıcaklığını aradım. Güftelerde kendimden bir şeyler buldum yıllarca... Hangi tür olursa olsun, müzik, hayatımda hep vardı. Ortaokul yıllarında sözlerini anlamadığım yabancı şarkılarda bile ağladığım olurdu. Kaldı ki o yıllarda (1970’lerde) yeni yeşeren müzik türleri vardı. Örneğin “Orhan Gencebay”, biz taşra çocuklarına büyük etki yapmış, yalnızlığımızı paylaşmıştı. TRT radyo ve televizyonlarında sadece Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği ve Türkçe sözlü hafif müziğin yanı sıra yabancı müzikler yayınlanırdı. Arabesk müziklere yer verilmezdi. Çünkü yasaktı. 0 dönemde yayın yapan iki özel radyoyu hatırlıyorum. Birisi “Polis Radyosu”, diğeri “Meteoroloji Radyosu” evde çoğunlukla bu radyolar dinlenirdi ve bende dinlediğim yeni bestelenmiş arabesk şarkıları hemen aynı gün ezberlerdim, bütün bunlardan müziğe olan ilgimi ve sesimin güzelliğini keşfettim. Beni dinleyen herkes böyle düşünüyordu. Lise yıllarında İzmit’te bulunduğum dönemde farklı bir çevreye girmiştim. Zamanla, Türk Sanat Müziği eserlerini daha çok söylediğimi ve sevdiğimi fark ettim. Lise 2’de tanıştığım bazı arkadaşlarımın musiki cemiyetine katıldığını öğrenince ben de ciddi anlamda ilk adımımı atmış oldum. 1986 yılında, Erzurum Radyosu’nun açtığı sınavı kazandım ve çalışmalarım, TRT Türk Sanat Müziği ses sanatçılığımla devam etti. 1985 yılında yapmış olduğum evlilikten Gözde ve Özhan isminde iki çocuğum var. Özhan gitar çalıyor umarım iyi bir müzisyen olur ve sanatçı babam Hasan Eylen’den aldığım bu emaneti benden sonra Özhan devam ettirir.


Ülkemizde dünden bugüne Türk Sanat Müziği’ne olan bakışı nasıl değerlendiriyorsunuz?


Ülkemizin müzik geçmişine bakarsak Avrupa müziği ülkemize girmeden önce iki çeşit müzik türü vardı; Klasik Türk Müziği ya da bugünkü yaygın ismiyle Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği. Cumhuriyetin kuruluşundan tam 53 yıl sonra yani 1976 yılında ulusal müziğimizin öğretildiği Türk musikisi devlet konservatuarları ancak kurulmaya başlandı. Bunun yanı sıra devlet korolarının yine o tarihlerde kurulması, okullarımızda müzik eğitiminin yeterli olmaması ve bu arada Avrupa, doğu ve özellikle de Arap musikisinin etkisi diğer yandan ne olduğu belli olmayan müzik türleri zaman içerisinde sanki bu ülkenin gerçek müziğiymiş gibi bir algılamaya yol açtı. Ülkemizdeki kültür sanat alanındaki kargaşa, müzikte de belirsizliği beraberinde getirmiştir. Sadece TRT’nin, kuruluşundan beri Türk müziğini yaşatma ve yaygınlaştırma konusundaki çabası, Kültür Bakanlığımızın bünyesindeki Türk müziği devlet koroları musikimizin korunması anlamında artık yeterli olamamaktadır. Çünkü yüzlerce TV ve Radyo kanalının faaliyete geçmesiyle müzik yayınları açısından da çeşitlilik meydana gelmekte ve çok farklı ürünler ticari olarak piyasaya sürülmekte özellikle de farklılık ilkesi ve frapanlık kavramı ön plana çıkartılarak tercih nedeni olmaktadır. Bu piyasa koşullarında, bir TRT sanatçısının geleneksel bir müzik olan Türk sanat müziği albümü yapmaya yeltenmesi oldukça cesaret isteyen bir davranıştır. “Piyasa” dediğimiz kavram, koşullar ve icra anlamında ayak uydurmak zorunda kaldığımız farklı bir boyuttur. Örneğin albümlerde alt yapı, aranje gibi teknik konuların mutlaka olması, kayıtların çok daha titiz, özenli ve uzun soluklu olması bu çalışmaların son derece zorlu olmasını fakat bir o kadar da kaliteli yapımlar ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Albümlerde kullanılan teknikler ve icra tarzı yıllardır, çocukluğumuzdan itibaren, farklı bir tat ve müzik olarak kulaklarımızda yerini almıştır. Günümüz gençleri ve yeni nesil hep bu duyumla büyümüşlerdir... Yaptığım “Gün Batımı” albümü bu duyumla ve yıllarca hafızalardan silinmeyen ve silinmeyecek repertuarıyla yeni nesle ithaf edilmiş bir yapımdır. 
 

Yeni çıkan albümünüzden bahsedermisiniz? Şarkıları nasıl seçtiniz, yeni bir albüm sanatçıya neler hissettiriyor? Sırada ikinci albüm var mı?


Musikiye başladığım dönemden itibaren tek dileğim TRT’nin Türk Sanat Müziği sanatçısı olmaktı. Çünkü o yıllarda en büyük sanatçılar ve şöhret sahibi assolistler hep TRT kökenliydi ve TRT sanatçısı olmak büyük ayrıcalıktı. TRT sanatçısı olduktan sonra, TRT kurallarının dışına çıkmadan şarkı söylemeyi ve bu musikiyi dünden bugüne yaşatmayı, hatasız ve eksiksiz sunmayı kendime amaç edindim. Piyasa dediğimiz popüler müziğin teşhir ve lanse edildiği platformda TRT sanatçısı olmak hem de bu platformda yer almak çok kafa karıştırıcı. 1990’lı yıllarda radyo çalışmalarımızın dışında sahnelerde müzik yapmak (bar ve pavyonlar hariç) serbestti. 1993 yılında Ankara’da ünlü bir otelde başladığım sahne çalışmalarım 2000’li yıllara kadar aralıksız devam etti. Sahne çalışmalarımız yasaklandıktan sonra radyodaki koro şefliğimin yanı sıra daha çok amatör koro çalışmalarına ağırlık verdim. Bu çalışmalarım sırasında öncelikle ses sanatçısı olmam nedeniyle öğrencilerim ve yakın çevrem beni bir albüm yapmam konusunda sürekli teşvik ettiler. Bu fikir 2004 yılında iyice olgunlaştı ve stüdyo çalışmalarına aranjörüm Ayhan Tekin’ le birlikte başladık. Şarkılarımda dinleyicilerimle sıcak, içten gelen duygularımı paylaştım ve dünden bugüne sağlam bir köprü oluşturduğunu düşünüyorum. Geçmişte bir numara olmuş bu şarkıları bugüne taşıdık ve genç nesille tanıştırdık. Ben de böyle ağır bir görevi üstlendiğim ve yüzümün akıyla tamamladığım için çok mutluyum. Birinci albümüm tarz ve icra anlamında yukarıda da anlattığım gibi yeni nesile ve gençlere yönelik bir çalışmaydı. İkinci albümde, beklenen ve istenen şekilde daha geleneksel, klasik bir icra tarzını benimsedik. Bu bağlamda ikinci albümün hazırlıklarına başladık ve yine Türk Sanat Müziğinin gerçek sevenlerini hedefledik.  

Bugün itibariyle sizce Türk Sanat Müziği hangi durumda? 

Maalesef müzik alanındaki zenginliğimizin farkında değiliz. Türk sanat müziği her ne kadar şu anda genç nesil tarafından çok iyi tanınmasa da diğer tür müziklerin kalıcılık anlamında değerini zamanla yitirmesi nedeniyle tekrar gündeme geleceğini ve bu musikinin hiç bir zaman yok olmayacağına inanıyorum. Her yaştan yüzlerce öğrencimin bu müziğe olan ilgi ve sevgisini bir koro şefi ve hoca olarak yakından görmekteyim. Çünkü bu müzik Türk insanının kanında ve genlerinde olan bir değerdir.

 
< Önceki   Sonraki >